Eleştirel teori, toplumu dışarıdan gözlenen bir nesne gibi betimlemekle yetinmeyip, bilginin üretildiği toplumsal ilişkileri ve bunların değişme imkânını araştırır. Horkheimer’in 1937 tarihli ayrımı, kuramcının uzmanlık faaliyetini toplumsal işbölümünden bağımsız sayan geleneksel teori anlayışını hedef alır. Kuramın kendisi de açıklamaya çalıştığı dünyanın içindedir.
Bu yaklaşımda eleştiri, her şeye olumsuz yargı vermek değildir. Kurumların eşitlik, özgürlük veya akıl gibi kendi vaatleri ile gerçek işleyişleri arasındaki gerilim araştırılır. Örneğin hukuken özgür tarafların ekonomik bakımdan hangi bağımlılıklar içinde sözleşme yaptığı sorusu, hukuki biçim ile toplumsal koşulları birlikte incelemeyi gerektirir.
Horkheimer’in disiplinler arası programı felsefeyi ekonomi, sosyoloji ve psikolojiyle ilişkilendirir. Felsefi kavramlar ampirik araştırmanın yerine geçmez; veriler de hangi sorunun neden önemli olduğunu tek başına belirlemez. Araştırmacı kullandığı kategorilerin tarihsel koşullarını ve pratik sonuçlarını sorgulamalıdır.
Frankfurt geleneğinin sonraki çalışmalarında aynı program değişmeden tekrarlanmaz. Adorno’nun özdeşlik eleştirisi, Habermas’ın iletişimsel rasyonalitesi ve Honneth’in tanınma yaklaşımı farklı açıklama ve eleştiri stratejileridir. Ortak ad, aralarındaki gerçek anlaşmazlıkları ortadan kaldıran tek bir doktrin anlamına gelmez.