Tanınma, bir kişinin yalnızca görülmesi veya övülmesi değil, başkalarıyla ilişkilerinde belirli haklar, ihtiyaçlar ve katkılar taşıyan bir özne olarak kabul edilmesidir. Honneth’in Tanınma Uğruna Mücadele’si bu sorunu sevgi, hukuki tanınma ve toplumsal değer verme düzeylerinde ayrıştırır.
Bu düzeyler aynı ihtiyacı karşılamaz. Yakın ilişkilerde güven geliştirmek, hukuken eşit haklara sahip olmak ve yapılan katkının değerli sayılması farklı ilişki biçimleridir. Birindeki iyileşme diğerindeki haksızlığı otomatik olarak gidermez; sevilen bir insan kamusal alanda ayrımcılığa uğrayabilir.
Aşağılanma ve saygısızlık deneyimleri toplumsal mücadelelerin ahlaki dilini oluşturabilir. Bununla birlikte her bireysel kırgınlığı doğrudan kamusal adaletsizlik diye sınıflandırmak yeterli değildir. Kurumlar, normlar ve çatışmaların tarihsel bağlamı incelenmelidir.
Fraser, adaletin yalnızca kimliklerin takdir edilmesine indirgenmesine karşı çıkar ve yeniden dağıtım ile eşit katılım koşullarını vurgular. Honneth’le tartışmaları, ekonomik eşitsizlik ve statü hiyerarşilerinin nasıl ilişkilendirileceği üzerinedir. Bu nedenle Anerkennung tek bir uzlaşıya varılmış, tartışmasız bir adalet modeli olarak sunulmamalıdır.