Flâneur, modern kenti kalabalıklar, vitrinler ve gündelik karşılaşmalar içinde dolaşarak deneyimleyen gözlemci figürüdür. Benjamin bu figürü özellikle Baudelaire ve on dokuzuncu yüzyıl Paris’i üzerinden okur. Terim yalnızca amacı olmadan yürüyen her insanı sınıflandıran bir ad değildir.
Pasajlar ve meta sergilenmesi, flâneur’ün bakışını hem besler hem sınırlar. Kentin seyredilecek bir gösteriye dönüşmesi, gözlemcinin toplumsal ilişkilerden bağımsız olduğu anlamına gelmez. Dolaşma, tüketim ve kültürel emek arasındaki bağlar bu figürün çelişkileridir.
Kalabalık içinde görünmezleşmek ile başkalarını incelemek bir arada işler. Şairin veya gazetecinin kente bakışı da bu deneyimle ilişkilendirilebilir. Ancak Baudelaire’in şiirleri ile Benjamin’in daha sonra geliştirdiği tarihsel yorum aynı düzlemdeki metinler değildir; kaynak ile yorumun ayrımı korunmalıdır.
Flâneur’ü evrensel kent deneyimi gibi sunmak, dolaşma özgürlüğünün sınıf, toplumsal cinsiyet ve güvenlik koşullarını görünmez kılabilir. Kavramın çağdaş araştırmalardaki değeri, romantik bir gezgin ideali üretmekten çok kimin nerede, nasıl ve hangi bakışla dolaşabildiğini sorgulamasındadır.